Sincan'ı Tanıyalım

SİNCAN İLÇESİNİ TANIYALIM

Bundan yıllar önce Sincan deyince akla lale gelirmiş.
Şimdiki gibi beton binaların her yeri sarmadığı o zamanlarda tek katlı ve bahçeli küçük ve şirin evlerinde yaşayan Sincan halkının huzur ve mutluluk kaynağı ve simgesi laleler, Nisan ayı gelince tüm bahçelerde görülmeye başlarmış... 
Bu kısa ömürlü ancak cazibeli çiçek, tarihimizde de ismini bir döneme vermiştir. (Lale devri)
Türk'lerin Anadolu'ya gelişlerinde Orta Asya yaylalarından çantalarında getirdikleri en önemli anayurt hatırası ise yine aynı çiçek olmuştur:
Bu nedenlerle Sincan'da her yıl Haziran ayının son haftasında Lale Festivali düzenlenmektedir.

 

SİNCAN  (Merkez İlçe)
Sincan’ın Nüfusu 2008 Yılı
 
413.000

Yüzölçümü
420 Km2
Rakım
855 mt
ANKARA Şehir Merkezine

22 Km


Sincan, Cumhuriyetin ilk yıllarında 28 hane ve mescitten oluşan bir köy iken Atatürk’ ün önerileri ile yurtdışından gelen Soydaşlarımızın buraya yerleştirilmeleri ile tipik bir göçmen köyü görünümünü almıştır. 1956 yılında bucak merkezi haline getirilmiş, aynı yıl merkezde belediye teşkilatı kurulmuştur. Nüfusu hızla artan Sincan bucağı 30 Kasım 1983 tarihinde çıkartılan 2963 sayılı kanunla ilçe haline getirilmiş, daha sonra da 8. 3. 1988 tarih ve 88/ 12721 sayılı bakanlar kurulu kararıyla Büyükşehir Belediye sınırları içerisine alınmıştır. Ankara Sanayi ve Ticaret Odası tarafından kurulmuş olan Organize Sanayi Bölgesi Sincan’ da bulunmaktadır.

 

İç Anadolu Bölgesi'nde Ankara iline bağlı olan Sincan'ın kuzeydoğusunda Kazan, doğusunda Yenimahalle ile Etimesgut, güneyinde yine Yenimahalle, güneybatısında Polatlı, batı, kuzeybatı ve kuzeyinde de Ayaş ilçeleri bulunmaktadır. İlçe dağlık alanlarla kuşatılmış olup, daha çok orta kesimlerde tektonik çöküntü olan düz alanları vardır. Mürted Ovası (Akıncı)  diye anılan bu alan doğu ve batıda iki fay çizgisi ile sınırlanır. Kuzeydoğu kesimini Karyağdı dağının batı uzantıları, doğusun Ayaş Dağının uzantıları hakimdir. İlçe topraklarını Sakarya'nın kollarından Ankara çayı sular. Yüzölçümü 420 km2, 2000 yılında yapılan genel nüfus sayımına göre toplam nüfusu  289.440'tır.

 

İlçe ekonomisini çok az olarak bitkisel üretim ile hayvancılık karşılarsa da burada yaşayanlar çalışmak amacıyla her gün Ankara'ya giderler. Ayrıca ilçede sanayi tesisleri ve kombinalar bulunmaktadır. İlçedeki kil yatakları da işletilmektedir.

Sincan, İpek Yoluna yakın oluşundan ötürü tarihi çağlarda önem kazanmış, Asya'da da aynı ismi taşıyan bazı yerleşim alanları bulunmaktadır. Etimolojik olarak bakıldığında da Sincan Şen, Canlı İnsanların Yurdu anlamına gelmektedir. 

Sincan’ın kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber XVII.yüzyıl arşiv kayıtlarında Sincan Köyünün adına rastlanmaktadır. Sincan, Cumhuriyetin ilk yıllarında 28 hane ve bir mescitten ibaret bir köy iken Romanya ve Bulgaristan'dan gelen göçmenlerle, 1950 yılında nüfusu 1258'e ulaşmıştır. Atatürk’ün emriyle Sincan’a 100 hanelik Romanya Köseabdi'den göçmenler getirilmiştir. Bunlar Sincan'a gelirken   lale soğanları ile birlikte gelmişlerdir. Bu nedenle de Sincan denildiğinde öncelikle akla lale ve lale bahçeleri gelmektedir.

 

Sincan,  İstanbul-Ankara tren yolu ile  Ankara-Beypazarı-Ayaş Devlet karayolu üzerinde olması nedeniyle kısa zamanda hızlı bir şekilde gelişmiş, 1956 yılında Yenimahalle İlçesine bağlı Bucak Merkezi haline dönüştürülmüş ve 1983 yılında da ilçe konumuna getirilmiştir.

Meltem Sokak-akşam BB. Harikalar Diyarı Parkı-masal adası

Ankara BŞB Harikalar Diyarı Parkından Sincan'ın görünüşü


 
SİNCAN'IN ESKİ FOTOĞRAFLARINDAN SEÇMELER
 
(Kaynak: Sincan Belediyesi)
 
 
SİNCANLI KÖYLÜ KADIN

Gazi Çiftliğinde  dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladık.  Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.
 - Merhaba nine
Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
 - Merhaba dedi.
 - Nereden gelip nereye gidiyorsun?
Kadın şöyle bir  duralayıp,
 - Neden sordun ki, dedi. Buraların sabısı mısın? Yoksa bekçisi mi?
Paşa gülümsedi.
 - Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine.
Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin? Kadın başını salladı.
 - Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey,
otun güç bittiği, atın geç yetişdiği kavruk köylerinden birindeyim. Bizim mıhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.
 - Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?
 - Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da...
Benim iki oğlum gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.
 - Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı?

   Kadını birden yüzü sertleşti.
 - Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki...
O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden gurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur dölünün köpeği olmaktan  onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm.  Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.

Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek,

 - Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır...
Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu. 

Attan indim.  Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor.

Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü.
Elindeki değneği yere fırlatıp, Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir   paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk'e uzattı; 
 - Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.
Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. 
Çok beğendiğini söyledi.
Sonra birlikte köşke kadar gittik.
Oradakilere şu emri verdi;
"Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin,  benim armağanım olsun."